“Dünyada Görmek İstediğin Değişimin Parçası Ol”

Uzun zaman önceydi, kalabalık bir masada oturuyoruz, sohbet koyu, konu Avrupa ve Amerika’da insanların sırasını sabırla ve saygıyla beklemesine geldi. Yurtdışına çıktığınızda daha pasaport kontrolünde çarpıcı gerçekle karşılaşırsınız, Türkiye’de Türkler ‘yabancı pasaport’ yazan bankoya depar atar örneğin, arkalarında sessizce gerçek ‘yabancı pasaport sahipleri’ beklerken. Görevli de işlemi yapmıyorum demez. Sonra uçağa binersiniz, örneğin Ankara-İstanbul-Avrupa olsun uçak. İstanbul’a indiğinde yolcuların yarısından fazlası hemen ayaklanır, itiş kakış açılmamış kapıya gitmeye çalışırlar. İstanbul- Avrupa uçağı indiğinde ise herkes sakindir, sırayla boşalır koltuklar, usulca önündeki koltukta oturanın eşya toplamasını bekledikleri bile olur. Sonra pasaporta gelirsiniz, görevliler yönlendirme yapar, herkes kendi sırasında bekler.

Biz bunları konuşurken, neden biz de böyle birbirimize saygılı değiliz, illa bir kaynak yapma peşindeyiz, cıkcıkcık yaparken, “aa olmaz şekerim biz hiiç böyle yapmıyoruz bu masadakiler” diye bir nevi böbürlenirken konu değişti. Yeni konumuz zamanında yapılmadığı için alınamayan bir randevu. ve masadakilerden biri pat diye “Benim orda bir tanıdığım var, hallederiz” deyiverdi.

İşte böyleyiz biz sayın okuyucular, yok birbirimizden farkımız, Avrupa’da Amerika’da gezerken “ay ben elbette sizler kadar saygılı zarif şöyle böyleyim” tavırlarıyla (ve aslında hasretiyle) özümüzü itinayla gizlerken, belki de kontrol altında tutarken demeliyim, kendi ülkemizde hemen özümüze dönüyoruz. Ağır bir genelleme oldu diyenler olacaktır, herkese geçmişine şöyle bir göz atmasını tavsiye ederim. Genel normun “kaynak yapmak” olduğu, hatta bazen sistemin neredeyse zorladığı bir kültürde Don Kişot olmak, bunu ancak bilinçli olarak seçmekle mümkün olur. Oysa bizim normalimiz bu, ve kimse normal üzerine kafa yormaz, Kahnemann’ın Sistem 1’ine dahildir normal. Herkes ne yapıyorsa otomatik pilotta biz de yaparız, özümüze dönüyoruz dediğim budur. Hep yapmasak da arasıra kayıveririz otomatik pilota. Yaşadığımız kültür bizi şekillendirir ve yönlendirir.

Ancak Kahnemann’ın bir de Sistem 2’si var değil mi, üzerinde düşünerek, analiz ederek karar veren sistem. İşte bu yazıyı okurken belki de Sistem 2’yi devreye alır ve kendi kendimize neler yapabiliriz üzerine kafa yorabiliriz.

Çünkü Ghandi’nin dediği gibi : “Dünyada Görmek İstediğin Değişimin Parçası Ol

Bu söz çok aranan bir sözmüş bu arada:

degisimin parcası ol

Ama ne kadar yapabiliyoruz acaba?

  • Etrafımızdakiler sırada durmayıp kaynak yapmaya çalıştığında sakinliğimizi koruyup en azından dikkat eden birkaç kişi için örnek olmaya cesaretimiz var mı?
  • “Avrupa’da ayağını yola uzatınca duruyorlar ay öyle medeniiii” diyoruz da, direksiyon başında yayalara ne kadar yol veriyoruz? Korna çalmayanlara özenip gün içinde biz ne yapıyoruz?
  • “Tanıdık olmadan hallolmuyor işler” diye söyleniyoruz ama iş başa düşünce tanıdık peşine koşup sistemi beslemiyor muyuz?
  • “Bu ofiste kimse günaydın demiyor” demek yerine günaydın deme salgınını başlatmayı düşünüyor muyuz?
  • Adil olmayan örnekleri gündeme getiriyoruz, ancak bize “adil olmayan bir piyango” vurduğunda hayır deme gücünü bulabiliyor muyuz?
  • Saygılı iletişime fena halde özeniyoruz, bu arada kendi sesimizin yüksekliğine hakim olabiliyor muyuz?
  • Hatasını hep başkasının üzerine atmaya çalışan yöneticiler arasında, bir başımıza kalsak da, organizasyona olacak olumlu etkisinin hayaliyle “bu benim hatam, özür dilerim” diyebiliyor muyuz?

Mesele her ortamda “olmayanları” konuşmakta değil, olmayanı oldurmak için örnek olma cesaretini, en azından yaşamımızın çoğu anında gösterebilmek. Neden cesaret diyorum? Sizi enayi olarak tanımlayanlar olduğunu bilecek ve aldırış etmeyeceksiniz, bu bir cesaret değil de nedir?

Toplumda neyi beslerseniz o gelişir.

Para harcama alışkanlıklarımızın da üzerinde bu bağlamda durmakta fayda var.

Örneğin, yine yurtdışı seyahatlere gidebilenler, kendine özgü ve özgün kafelere, restoranlara bayılırlar, Instagram hesapları bu mekanların fotoğraflarıyla dolar taşar.

Peki çoğu Türkiye’de kahveyi nerden içerler? Starbucks.

liberta

 

 

Soldaki, bugün nefis bir kahve içtiğim Liberta Di Caffe’nin Instagram hesabından.

 

Sen beslemezsen civarındaki kahve dükkanı nasıl ayakta kalacak? Sonra diyeceksin ki “burası da kapandı, Starbucks gibi zincirler dışında kahve içecek yer yok yahu, nerdeee o Avrupa’daki minnoş kafeler?”

(Bu cümle Brüksel’de bir cafe’nin önünde yazılıymış, her seyahatinde ilham dolu fotoğraflar ve detaylar paylaşan Özgür Alaz’ın Instagram hesabında gördüm ve bayıldım)

Mahallelerimizdeki son bakkallar son kitapçılar da kapanmak üzereyken, ucuza prim vermenin bize maliyetini (1) de düşünmeli.

Kitaplara ödenen ücret aslında sadece kitabı değil, kitapçıda geçirilen o büyülü zamanı da kapsar. Kitapçı yanıbaşınızdayken değil, kapandığında hüzünle anlarsınız bu durumu. Bu maliyetlerden biri de renklerimizden, çeşitliliğimizden, hayallerimizden vazgeçmek…

(1) İlgilisine bu konuda çarpıcı bir örneği, WallMart’ı anlatan kitabı öneririm.

 

Bir 23 Nisan günü yayınlanan yazı, Bayram’sız ve şükransız olamazdı elbette. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun. Her daim ve herşeye rağmen doğru olanın peşinden gidebilmenin destanını yazmış Ulu Önder Atatürk’e bugünler için binlerce şükranlarla….

 

 

 

2 Comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s