Kendi kendimize arttırdığımız mutsuzluklarımız

Bugün Hürriyet İK’da çalışanların kendilerini değerli hissetmediklerine dair bir yazı çıktı. Yazı çalışanlarla yapılan bir anket baz alınarak kaleme alınmış, ve bu anketin sorularından biri şöyle:

– Çalışanların yüzde 97’si Pazartesi işe gitmeyi iple çekmediğini söylüyor.

Uzuuun uzun baktım bu cümleye. Tabii aklıma sorular üşüştü klasik:

– Her Pazartesi aynı olmak üzere ne yapıyor olsaydın iple çekerdin? 

Düşünmeye davet ediyorum sizleri. Hakikaten, her Pazartesi aynı şeyi yapıyor olmak kaydıyla neyi yapsanız Pazartesilerin gelmesini dört gözle beklerdiniz?

Haftanın 5 günü saat 9’da alışverişe çıkıyor olmanız gerekse alışverişi sever miydiniz?
Ya da şehrin en kral kahvaltı mekanında kahvaltı etmek durumunda kalsanız? Koşa koşa her gün gider miydiniz?

Gitmezdiniz sevgili okur. Çünkü insan sıkılır. İnsanoğlu elindeki olabileceğin en iyisi de olsa sıkılır. Dolayısıyla Pazartesi günü %97’mizin işe gitmeyi iple çekmemesinin açıklaması direk işimizle bir derdimiz olması değil, sürekli aynı şeyin tekrarlanıyor olmasının getirdiği mutsuzluktur. 

Zaten bu soruyu ‘retorik‘ olmaktan kurtarmak istiyorsanız en azından Salı sabahını sormalısınız. Pazartesi günü

— Adına sendrom tanımlanmış ve zihinlere bu şekilde yer etmiş bir gündür. Soruyu cevaplamak için beyin çaba bile sarfetmez, zihnindeki otomatik şartlanmadan cevabı üretir (bakınız Kahnemann, Thinking Fast & Slow)
— Haftasonu geç kalkmak yüzünden aslında bir anlamda ‘sosyal jetlag‘ yaşadığınız için Pazartesi motivasyonunuz düşük olur. 

Çalışan motivasyonunu ölçümleyen bir ankete beklediğiniz cevabı garantileyecek yönlendirmeyi sağlayan soru sormak aslında sürekli karşımıza çıkan ‘mutsuzsun değil mi hadi hadi söyle’ akımının, takdir edileceklere odaklanmak veya çözüm aramak yerine eleştirip durmaya yatkın yapımızın göstergelerinden sadece biri. 

Tabii ki ‘hepiniz yanılıyorsunuz aslında çalışanlar musmutlu’ falan dediğim yok. 

Zaten çalışmak uğruna uykuya savaş açan, sadece bayılma raddesine geldiğinde kısacık kestirerek çalışmaya devam eden, 47 yaşındayken günde 8 saat çalışan bir adamın 82 yaşına denk gelecek kadar çalışan, bir problemin üzerinde bazen 60 saat çalışan Edison değilseniz,

2015/01/img_2047.png (brainpickings.org’dan)

en son okuduğu makalede insanların %55’inin tıkladıkları sayfada ortalama sadece 15 saniye okuduğunu gören, bunu paylaşan ama bundan hiç etkilenmeden hala okuması bile neredeyse tüm Pazar gününü alan Haftanın Özeti‘ni ‘ee kimse okumuyormuş yaeee’ demeden yayınlayan Serdar Kuzuloğlu değilseniz

muhtemelen Pazartesi işe gitmekle ilgili vıdıvıdılayan %97’desiniz. Hatta %100’de, çünkü gördüğünüz gibi bu kişilerin Pazartesi gibi bir derdi yok. 

Çalışmak için Pavlov’un zilini beklemiyorlar çünkü. Veya çalışmaları karşılığında kendi tatminleri dışında bir beklentileri yok, neden zam vermediler, kimse beni niye müdür yapmadı diye çalışmaktan çok dedikodu ve şikayetle uğraşmıyorlar. Sadece sevdikleri işi yapıyorlar. İç motivasyonları olduğu için de işlerinden tatmin duyuyorlar.  Tatmin duygusu daha nitelikli çalışma ve başarıyı, o başarı da başkalarının gelmediği için dedikodusunu ettiği ödülleri getiriyor.

Üstelik psikoloji bilimi diyor ki: İç motivasyonunuz sayesinde zevk alarak yaptığınız bir iş için dış motivasyon (para, alkış vs) aldığınız zaman iç motivasyonunuz sizi terk ediyormuş (overjustification effect).

Acıklı ama gerçek. 

10 yaşındaki kızım okumayı öğrendiğinden beri kitap okumaya düşkündür. Bu sene öğretmeni her gece yatmadan önce 10 sayfa kitap okuma ödevi verdi, sayfa sayısı da bir çizelgeye yazılıyor ve benim de imzalamam gerekiyor. 2 ay kadar bu böyle devam ettikten sonra geçenlerde kızım bana dedi ki:

‘Anne ya, şöyle bir keyif için kitap okuyamaz oldum… ‘

Diyeceğim o ki, evet şirketlerin ve özellikle yöneticilerin çalışan motivasyonu için yapacağı çok iş var, ki blogumda bol bol bunlara (1 , 2 , 3 ) değiniyorum. Ancak çalışan kesimin de kendi iş tatmini için herşeyi şirketten beklemeden yüzleşmesi gereken kendi iç motivasyonu var. Şikayet ede ede ömür tüketmek yerine, kendi işimi beni daha çok mutlu edecek, tatmin edecek şekilde nasıl yaparım diye sormak bunun başlangıcı. Veya kendi iç motivasyonuve işine yüklediği anlam ile harikalar yaratan örnekleri okumak…

Reklamlar

Kendi kendimize arttırdığımız mutsuzluklarımız” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s